ANKARA DAT DEDEKTİF ANKARA ÖZEL DEDEKTİF ANKARA ÖZEL DEDEKTİF

Yasal Uyarı: Cep Telefonu Kayıtları, Mesaj Kayıtları veya İçeriği Hiç Bir Şekilde Temin Edilemez...  

ANKARA ÖZEL DEDEKTİF ÜCRETSİZ DANIŞMA HATTI 312.284 02 99

PSİŞİK DEDEKTİFLER Her şey 1972’de Puthoff, New York’lu sanatçı ve yazar İngo Swann ve emekli polis memuru Pat Price’ın şans eseri tanışmasından sonra başlamıştı. Swann ilk ziyaretinde, bir beton altında örtülü bulunan bir manyetometreyi sadece görerek değil, aynı zamanda onu bozarak da bir paniğe yol açmıştı. Price ilk girişiminde tam bir başarı sağlamıştır. “Orası, Hoover Tower gibi görünüyor.” demişti ve orası, Puthoff’un tam olarak bulunduğu yerdi. Araştırıcılar kısa bir sürede deneyimsiz amatörlerin de başarılı sonuçlar elde edebileceklerini buldular. Targ’ın bir arkadaşı olan fotoğrafçı Hella Hammid de ilk denemede başarılı olmuştu ve takımın yıldız görücülerinden biri olmaya başlamıştı. UG programı birkaç hafta sonra yoluna girmişti, devletten gelen iki adam çok ilgi göstererek ve çek defterlerini sallayarak şans getirmişti. Böylece, 20 yıllık gizlilikten sonra 1995 yılında, her şeyin baştan beri CIA tarafından kurulduğu resmen kabul edilmişti. (Savunma İstihbarat Topluluğu projeyi bir süre için üstüne almıştı ve diğer başka örgütler de buna dahildi ve belki hala dahildir.) CIA çalışanlarının neyle ilgilendiğine hiç şüphe yok; görücüler körfez bölgesinden çok daha uzaklara yolculuk yapabildiklerini göstermişti. Swann, Jüpiter’e bir göz atmak için uzaklaşıp onun çevresinde bir halka olduğunu duyururken (NASA bunu bir süre sonra doğruladı), Price şaşırtıcı bir şekilde, çok gizli bir Sovyet nükleer arazisinin doğru tarifini vermişti. Sonraki bir görücü olan, Amerika Ordusunda görevli istihbarat memuru Joseph McMoneagle (Cariton TV’sinde, Paul Mckenna’nın “Paranormal Dünyası” programında görülmüştür.) Mars’ın daha detaylı bir tarifiyle gelmiştir, bu tariflerin arasında orada bir zamanlar yaşam olduğu da vardı. Bu da aşağı yukarı doğrulanmıştır. Joseph McMoneagle, 1984’te, Merit nişanıyla ödüllendirilmişti. Bu başarısı onu, “diğer kaynaklardan elde edilemeyecek olan hayati ve çok önemli bilgileri üretmesini sağlayan, zeki iletişimde bir devrim sağlayan özel bir zeka projesinin orijinal plancılarından ve aksiyonerlerinden biri olarak” ünlendirmişti. Ama CIA 1995 yılında, bu kadar kullanışlı olan bütün projeyi bitirdiğini ilan etti. Aynı zamanda American Institutes of Research’ten (Amerikan Araştırma Enstitüsü) uzagörünün (durugörü) bilgi üretmede başarısız olduğuna ve daha fazla kullanılmasına yetki verilmediğine dair bir rapor almıştı. İlk komplo teorisi kuralı; resmen inkar edilinceye kadar hiçbir şeye inanmamak gerektiğidir. Ordunun, kendini halka açıklamaya karar veren uzagörücülerinden biri olan David Morehouse’a göre bu, “klasik bir yanlış bilgilendirme kampanyası ve “dikkatle planlanmış bir medya saldırısının” parçasıdır. O, Psychic Warrior (Psişik Savaşçı) kitabında daha da ileri gitmektedir: “Bilgi amaçlı uzagörünün artık tamamen fonlarla desteklenen, çok gizli ve çok korumalı ve hatta çok ölümcül olarak kaldığına inanıyorum.” Onun inancına göre bu, şimdi uğursuz bir şekle, uzaktan etkileme diye bilinen bir hale dönmüştür. 27 Ağustos 1995’te, Kanal 4, yazar Jim Schrakel tarafından sunulan Gerçek X-Dosyalarını göstermiştir. Uzaylılarla irtibat kuranlara ve ekin halkaları ile ilgilenenlere davrandığı gibi nazik olmayan bir şekilde davranacağı umulabilirdi ama o bütün hikayenin iyi bir özetini verdi. Programda, olayla çok yakından ilgili olanlarla yapılan röportajlar vardı ve hatta kendisi bir çeşit uzagörü göstermiş gibi oldu. Bu da bir karşı medya saldırısı türü müdür? Zaman içinde hep birlikte göreceğiz. Cem G. hakkında uzaktangörü ile toplanan bazı bilgiler... “Tarih ya 15-16 ağustos ya 16 Eylül ya da ramazan bayramı, hareketlenme zamanı, geliş zamanı, hata zamanı, YAKALANMA ZAMANI??” Kira-04.08.2009- Teslim olmadan yaklaşık 40 gün önce kesin tarih söylendi ve sitemize kaydedildi... ilgili yerlere de bildirildi 40 gün önce teslim tarihi. "Cem Garipoglu'nu elleri onden kelepceli iki polis arasinda hafif yokus bir yerden inerken gordum, emniyet binasi gibi sanki, üzerinde siyah deri mont ve kot pantolon var." Simay-28.08.2009 "Etrafda gosteri yapanlar vardi, sanki tas falan atmak isteyen oluyor da polis koruyor..." Simay-28.08.2009 “Bir pazarlık var. Telefon görüşmeleri falan. aklıma takıldı acaba cemi teslim edecekler de yetkililerle pazarlık mı yapılıyor. sanki ortalığın biraz sakinleşmesi bekleniyor. sanki kısa bir süre sonra cem birilerine teslim edilecek.” ÇG-08.07.2009 DURUGÖRÜ, UZAKTANGÖRÜ Duyu dışı algılama, normal duygularla yani görme, işitme, tatma, koku alma ve dokunma ile algılanamayan, zaman ve mekan sınırı olmayan bilgiye ulaşabilmek… Bu yeteneğe sahip olabilmek… Korkutucu olduğu kadar gizemli ve ilginç de… Ve bir o kadar da gerçek… Sezgi ya da altıncı his olarak bildiğimiz bu edinim, aslında hepimizde bulunan doğal bir yetenek… Kimisinde uyuyan, kimisinde doğuştan , kimisinde gelişmiş, kimisinde geliştirilebilir… Zaman zaman geçmişte yaşanıldığı gibi tartışmaya ve kötü kullanıma da açık. Ama olumlu yönde ele alınırsa ve yıllarını insan beynini araştırmaya vermiş bir uzmanın önderliğinde olursa getireceği artıları bir düşünün… Grubun kurucusu ve yöneticisi Dr. Sultan Tarlacı, İzmir’de özel bir hastanede Nöroloji uzmanı olarak çalışıyor. Dr. Tarlacı, Türk Nöroloji Derneği altında hizmet veren Nörolojik Yoğun Bakım ve Kognitif Nörobilim Grubu çalışma üyesi. Uzmanlık dalı alanında yayınlanmış tıp kitapları ve makalelerinin yanı sıra Bilinç: Antik Çağdan Günümüze Bilinç-Beyin Sorunu ve Kuantum Beyin: Bilinç Beyin Sorununa Yeni Bilimsel Yaklaşım isimli iki kitabı var bu konulara ilişkin… 2000 ve 2001 yıllarında üst üste TÜBİTAK Beyin Araştırmaları Derneği’nden Araştırma Teşvik Ödülü, 2003 yılında da Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Sedat Simavi Sağlık Bilimleri Ödülü olan Dr. Tarlacı, bu konulardaki bilgi birikimini, sosyal paylaşım sitesinde tüm meraklılarıyla paylaşıyor. Durugörü ve uzaktan görü yeteneği olan kişilerden oluşan grubuyla ve tüm meraklılarıyla kamuoyunu ilgilendiren birçok bilinmezin üzerine yoğunlaşıyorlar. Sitenin 1.251 üyesi var bunlardan biri de benim… “PARAPSİKOLOJİYE ÇÖPLÜK GÖZÜYLE BAKILIYOR” Bilimsel yöntemi ve uygulaması çok tartışılan birçok konuyu içeren Parapsikoloji’nin, yanıtlardan çok sorulardan oluşmasını; bu konuda bilim adamlarının sesinin az çıkmasına bağlayan Dr. Sultan Tarlacı bakın neler diyor ; “Tıpkı metafizik gibi kenarda olan, tam bilim olarak olgunlaşmamış bir çalışma alanı Parapsikoloji… Kelime anlamına baktığınızda da psikolojinin ötesinde, ardında, kenarında manasında. İçerdiği konular arasında durugörü, telepati, psikokinezi (cisimleri hareket ettirme), öngörü, spiritüalizm (bedensiz ölü ruhlarla bağlantı kurma sayılabilir. Bunlar arasında durugörü ve uzaktangörü, farklı zaman ve mekanlarda oluşan olaylarla ilgili bilgiyi; normal insanlardan farklı olarak bilebilmek ve hissedebilmek olarak tanımlanabilir. Telepati, toplumda daha iyi bilinen bir kavram. Bir zihinden diğerine düşünce iletişimi olan telepatide, doğrudan içsel deneyime ait bilgi birikimi aktarımı vardır. Ama Parapsikoloji’ye daha çok bir çöplük gözüyle bakılıyor. Bilgisayar çöplüğü gibi… Evet, içerisinde saçma sapan şeyler de var ama bu çöplük içerisinde altın değerinde bazı şeyler de var. Bunları bilgisayar çöplüğünden bilimin içerisine geri almak gerekir.” Dr.Tarlacı, ülkemizde parapsikoloji ile ilgilenenlerin üniversite kapılarından içeri sokulmamasına ve bu nedenle de bilimsel araştırmaların azlığına dikkat çekerek şöyle sürdürüyor sözlerini; “Artık ülkemizdeki üniversitelerin de yurt dışındaki bazı örneklerde olduğu gibi konuya önem vermeleri ve henüz paradigma öncesi evrede olan Parapsikoloji’ye üvey evlat muamelesi yapmaktan vazgeçmesi gerek. Akademik kurumlarımızda, resmi üniversitelerimizde, özel üniversitelerimizde hatta polis ve askeriye destekli parapsikolojik durugörü ve uzaktangörü araştırmaları yapılmalı. ABD ve Rusya’da 1965-1995 arasında özellikle askeri destekli yıllarca süren araştırmalar yapıldı. Yine yıllardır Avrupa ve Amerika’da polis teşkilatları bilgi toplayamadıkları ve sonuca ulaşamadıkları olaylarda bu tür hassas kişilerden yararlanıyor. Hatta çok ünlü bir uzaktangörü’cü kayıp çocuklarla ilgili 18 vaka üzerine çalıştı ve bunların 5 tanesinin bulunmasını bizzat sağladı. Bu bile hiç yoktan iyidir. Burada şunun da altını çizmek lazım ki bu vakalarda polisin elinde tek veri dahi yoktu ve bulunma olasılıkları sıfırdı. Bana göre uzaktangörü ile kimsenin erişemeyeceği bir bilgi edinebiliyorsak, bu bilgi çok sönük, silik bile olsa sıfır sonuçtan yani elin kolun bağlı olmasından daha değerlidir.” Konuya bilimsel açıdan yaklaşıp değerlendirmek önemli… Bu işin şarlatanlığını yapanlar ve üfürükçüler bol memlekette… Bilim adamları konuya sahip çıkıp desteklenirse, işin şarlatanlık boyutu ortadan kalkar ve bu tür hassas kişilerin yetenekleri olumlu ve gerek duyulan önemli alanlarda kullanılır. KAYNAK:EVRENİN DİLİPARAPSİKOLOJİ VE PSİŞİK DEDEKTİFLER